Okul Kapısında Kalan Masumiyet
Bir okul kapısından içeri girerken ne hissedilmelidir?
Heyecan, umut, belki biraz telaş… Ama asla korku değil.
Son günlerde yaşanan okul baskınları ve şiddet olayları, bu en temel duyguyu elimizden alıyor. Çocukların kahkahalarının yankılanması gereken koridorlarda artık tedirginlik dolaşıyor. Sıralar sadece ders değil, korku da taşır hale geliyor.
Bir çocuğun okula giderken arkasına dönüp son kez bakması…
Bir annenin kapıdan uğurlarken içinde büyüyen o tarif edilemez endişe…
Bunlar, hiçbir toplumun kabullenmemesi gereken sahneler.
Peki ne oldu bize?
Ne zaman çocukların kalem tutan elleri, öfkeyle titremeye başladı?
Ne zaman bir okul, güvenli bir liman olmaktan çıktı?
Belki de bu soruların cevabı tek bir yerde değil.
Görmezden gelinen duygularda, bastırılan öfkelerde, duyulmayan çığlıklarda saklı.
Belki bir çocuk “beni görün” diye haykırıyordu, ama kimse duymadı.
Belki biri yardım istiyordu, ama sessizliği yanlış anlaşıldı.
Şiddet, bir anda ortaya çıkmaz.
O, yavaş yavaş büyür… fark edilmeden, önemsenmeden.
Ve bir gün, en yanlış yerde, en yanlış şekilde patlak verir.
Ama unutmamamız gereken bir şey var:
Bu sadece bir “güvenlik” meselesi değil.
Bu, bir “insanlık” meselesi.
Çocuklara sadece matematik öğretmek yetmez.
Onlara anlaşılmayı, dinlenmeyi, değerli olmayı da öğretmeliyiz.
Bir çocuğun kalbine dokunmadan, zihnine ulaşamayız.
Bugün korku varsa okul kapılarında,
yarın umut da olabilir.
Ama bu, görmezden gelerek değil;
anlayarak, dinleyerek ve gerçekten önemseyerek mümkün.
Çünkü her çocuk,
güvende hissetmeyi hak eder.
Ve hiçbir çocuğun hikayesi,
bir korku cümlesiyle başlamamalı.
Remziye EKER

