Savaş artık cephelerde değil, ekranlarda kazanılıyor. Tankların yerini zararlı yazılımlar, sınır karakollarının yerini ise dijital savunma hatları aldı.
Savaş artık cephelerde değil, ekranlarda kazanılıyor. Tankların yerini zararlı yazılımlar, sınır karakollarının yerini ise dijital savunma hatları aldı. Elektrik şebekesinden bankalara, su dağıtımından haberleşmeye kadar tüm kritik altyapılar tek bir siber saldırıyla felç edilebilir.
Türkiye bu gerçeği geç fark etti ama hızlı adımlar attı. USOM, günde ortalama 422 büyük saldırıyı engelliyor, 2023’te toplam 140 bin kritik saldırıyı durdurdu. 8 Ocak 2025’te kurulan Siber Güvenlik Başkanlığı, ulusal politika ve strateji belirlemede merkezi rol üstleniyor. Yerli girişimler de atağa kalktı: Picus Security 45 milyon dolarlık yatırım alırken, OctoXLabs proaktif savunma çözümleriyle küresel pazara açılıyor. Türkiye siber güvenlik pazarı 2025’te 37,5 milyon USD, 2030’da 67,5 milyon USD büyüklüğe ulaşacak; pazar yıllık %12,5 büyüme gösteriyor.
Ancak dünya rekabeti sert. Estonya, 2007’deki saldırılardan sonra NATO Siber Savunma Merkezi’ni kurdu ve her yıl Locked Shields adlı dünyanın en büyük tatbikatını yapıyor. İsrail, Unit 8200 ile sadece savunma değil, caydırıcı saldırı kabiliyeti de geliştiriyor. Singapur, özel sektör ve kamu arasında sıkı işbirliğiyle Asya’nın siber güvenlik üssü oldu.
Türkiye’nin gelecekte bu yarışta ön safta olması için üç kritik adım şart:
Yerli teknoloji ve bağımsız altyapı: Donanım, yazılım ve şifreleme teknolojilerinde dışa bağımlılığı bitirmek.
Siber ordu ve caydırıcı güç: USOM’un savunma kabiliyetini proaktif siber operasyon yeteneğine dönüştürmek.
Toplumsal farkındalık: Bilgisiz kullanıcı, en güçlü güvenlik duvarından daha büyük zafiyet yaratır.
Modern çağda savaş, görünmez bir elin tek tuşla başlatabileceği dijital bir felakete dönüşmüş durumda. O eli kimin tutacağı, kimin yönlendireceği ise ulusal iradenin elinde. Türkiye bu iradeyi dijital cephede de göstermeli.
Faruk KAVAKLI


