Son yıllarda hayatımıza giren sosyal medya, yalnızca iletişim şeklimizi değil, değerlerimizi de dönüştürdü. Teknolojinin sunduğu hız ve kolaylık, kimi zaman toplumsal belleğimizin en kıymetli parçalarını gölgede bırakıyor.
Sosyal Medyayla Birlikte Yitirdiğimiz Kültürel Değerler:
Son yıllarda hayatımıza giren sosyal medya, yalnızca iletişim şeklimizi değil, değerlerimizi de dönüştürdü. Teknolojinin sunduğu hız ve kolaylık, kimi zaman toplumsal belleğimizin en kıymetli parçalarını gölgede bırakıyor.
Bir zamanlar aile büyüklerinin anlattığı hatıralar, mahalle aralarındaki dayanışma, bayramlarda kapı kapı dolaşarak edilen ziyaretler, sabırla dinlenen sohbetler… Bunlar sadece anılarımızda kaldı. Bugün, aynı evin içinde bile insanlar birbirinin gözlerinin içine bakmak yerine ekranlara dalıyor. “Beğeni”ler, “paylaşımlar” ve kısa yorumlar, samimi bir tebessümün ya da gönülden söylenmiş bir sözün yerini tutamıyor.
En çok aşındırdığımız değerlerden biri de mahremiyet oldu. Geleneklerimizde aile sırları, özel hayatın sınırları korunur, edep ve ölçü ön planda tutulurdu. Oysa şimdi, gündelik hayatın en mahrem anları bile sosyal medya aracılığıyla herkesin gözü önünde. Tevazu yerini gösterişe, edep yerini hızlı tüketilen içeriklere bıraktı.
Elbette sosyal medyanın faydaları da var: uzakları yakın etmek, bilgiyi erişilebilir kılmak, sesini duyuramayanlara bir platform sunmak gibi. Fakat mesele şu: Biz bu teknolojiyi nasıl kullandığımızı, neleri unuttuğumuzu sorguluyor muyuz?
Unutmayalım; kültürel değerlerimizi kaybedersek elimizde kalan sadece ekran ışığı olur. Oysa komşunun kapısını çalmak, dostu arayıp hâlini sormak, bayram sabahı büyüklerin elini öpmek, hâlâ elimizde tutabileceğimiz en güçlü değerler.
Sosyal medyayı hayatımızdan çıkarmak mümkün değil. Ama ona teslim olmadan, kendi değerlerimizi korumak bizim elimizde. Çünkü kültürel hafıza, bir “paylaş” butonuna değil, insanın insana dokunuşuna bağlıdır.
Sosyolog Yazar
Büşra Zühal Uysal


