Devletlerin birbirine karşı yürüttüğü klasik istihbarat savaşları, bugün görünür alanlardan tamamen çekildi. Yerini, hiçbir radarın tespit edemediği, kimliksiz protokollerle korunan, derin şifre tünellerinin içinden ilerleyen operasyonlara bıraktı. Dünya çapında artık hiçbir istihbarat örgütü rakiplerini sahada takip ederek kontrol etmiyor; bunun yerine, yüksek frekanslı dijital saldırılarla onların zihinlerini, reflekslerini, karar mekanizmalarını ölçüyor. Bu ölçümler, resmi kayıtlara asla geçmeyen, yalnızca kapalı devre siber laboratuvarlarının içinde dolaşan kodların içinde saklı.
Birçok ülkenin istihbarat arşivlerinde yer aldığı bilinen bazı gizli raporlara göre, devletler artık birbirini insan ajanlarla değil, anlık veri manipülasyonu ile izliyor. Bir siber saldırının yalnızca veri çalmakla sınırlı olmadığını gösteren bu belgeler, operasyonların aslında hedef hükümetin karar akışını test etmek için yapıldığını belirtiyor. Yani saldırının amacı bilgi almak değil; hedef ülkenin ne zaman, ne kadar sürede, hangi kanallarla ve kimler aracılığıyla tepki verdiğini ölçmek. Bu analizler, klasik istihbaratta yıllar sürecek çözümleri saniyeler içinde ortaya koyuyor.
Sızma tekniklerinde kullanılan en kritik yöntemlerden biri, istihbarat jargonunda “sessiz tetikleyici” olarak geçen özel yazılım modülleri. Bu modüller, girilen ağın içinde hiçbir etkinlik göstermeden dolaşabiliyor. Tespit edilemesin diye CPU kullanımını artırmıyor, veri göndermiyor, dosya değiştirmiyor. Tek yaptığı şey; devletin kritik birimlerinde çalışan sunucuların davranışlarını gözlemlemek. Bir devletin hangi departmanında hangi memurun hangi saatlerde sisteme girdiğini kayıt altına alıyor. Bu, dışarıdan bakıldığında önemsiz bir bilgi gibi görünebilir; ancak istihbarat uzmanlarına göre bu, bir ülkenin bürokratik refleks anatomisini çıkarmak demek. Bir devletin refleks haritasını çözmek, onun saldırıya en açık zamanlarını bütünüyle ortaya çıkarıyor.
Son dönemlerde uluslararası analistlerin üzerinde durduğu bir diğer konu da, istihbarat örgütlerinin birbirine karşı kullandığı yapay zekâ destekli ajan sistemleri. Bu sistemler, hedef ülkenin ağ trafiğini saniyeler içinde tarayıp zayıf noktaları tespit ediyor. Ardından sahte kimlikli paketler gönderip, savunma duvarının ne yönden cevap verdiğini ölçüyor. Bu, bir insanın yıllarca çalışarak öğrenebileceği teknik bir karşılığı, bir makinenin birkaç dakikada çözmesi anlamına geliyor. Bu yüzden birçok devlet, artık insan analistlerden çok, bu yapay zekâ algoritmalarına güveniyor.
Bazı gizli belgelerde yer alan teknik detaylar, ülkelerin aslında birbirlerinin sistemlerine yalnızca girmekle yetinmediğini, aynı zamanda o sistemlerin çalışma düzenini değiştirdiğini gösteriyor. Örneğin, bir ülkenin enerji altyapısına yerleştirilen çok küçük bir dijital ajan, sadece trafikteki veri akışını yüzde 0.3 yavaşlatıyor. Bu küçük değişiklik, büyük sistemlerde zincirleme reaksiyon yaratıp kritik anlarda kesinti oluşturabiliyor. Bu tür mikro manipülasyonlara “dijital sismik saldırı” adı veriliyor. Bu saldırılar, ülkelerin ne zaman kırılacağını ölçmek için kullanılıyor.
Siber casusluk faaliyetlerinin en tehlikeli aşamalarından biri ise bilgi hırsızlığı değil, bilgi yerleştirme tekniği. Yani bir ülkenin sistemine sızıp yanlış bilgi yükleyerek, o devletin kendi karar mekanizmasını çökertmek. Bu teknik, modern istihbaratın en saldırgan yöntemlerinden biri olarak görülüyor. Zira bir ülke yanlış bilgiyle hareket ettiğinde, savaşmadan kaybetmiş sayılıyor. Bu taktiğin bazı çatışma bölgelerinde kullanıldığı biliniyor, ancak devletler buna dair hiçbir resmi açıklama yapmıyor.
Ülkelerin birbirini dijital alanda sessizce denetlediği bir diğer yöntem ise, sinyal yankısı adı verilen bir analiz tekniği. Bu teknikte, bir istihbarat servisi hedef ülkenin kritik kurumlarına düşük frekanslı saldırı paketleri gönderiyor. Bu paketler sistem tarafından reddedildiğinde, savunma duvarının verdiği yanıt milisaniye hassasiyetinde kaydediliyor. Bu yanıt süreleri, o savunma sisteminin hangi yazılım sürümünü kullandığını, hangi güvenlik duvarıyla güçlendirildiğini ve hangi dönemlerde zayıf kaldığını ele veriyor. Yani hiçbir sisteme gerçek anlamda girmek gerekmeden, o sistemin derinliği çıkarılabiliyor.
Modern istihbaratın en kritik gerçeği şu: Artık hiçbir devlet gizli değildir. Devletler birbirlerini resmi anlamda denetleyemez; ancak siber casusluk sayesinde, birbirlerinin en mahrem noktalarında dolaşan görünmez gölgelere dönüşmüşlerdir. Bu gölgeler, yalnızca bilgiyi değil, ülkelerin kaderlerini bile şekillendirebilecek güce sahiptir.
—
Hazırlayan: Handan Demir
EHA Ankara Temsilcisi

