Mardin: Taşlara Kazınmış Medeniyetin Sessiz Şehri

Mardin: Taşlara Kazınmış Medeniyetin Sessiz Şehri

Mardin… Bir şehir değil, adeta zamanın durduğu bir masal diyarı. Mezopotamya’nın bağrında, tarihle iç içe geçmiş taş sokaklarında yürürken insan sadece geçmişi görmez, geçmişin içinde yaşar. Her bir taşı bin yıllık bir medeniyetin dili gibidir. Süryani kiliseleriyle ezan sesinin birbirine karıştığı bu kadim şehirde, dinler ve diller hoşgörüyle kucaklaşır.

Yukarı Mezopotamya’nın altın yaldızlı güneşi, Mardin’in sarı kalker taşlarına vurduğunda şehir adeta altından bir şehir gibi parlar. Gün batımında, minare gölgeleriyle kubbeler dans ederken Mardin, gökyüzüne yazılmış bir dua gibi görünür.

 

Dicle’ye bakan teraslarında çay içerken sadece manzaraya değil, binlerce yıllık bir geçmişe dalarsın. Artukluların ilimle yoğrulmuş mirası, Zeynel Abidin Camii’nin zarafeti, Mor Gabriel Manastırı’nın kadim sessizliği ve dar sokaklarda yankılanan çocuk sesleri… Hepsi bir bütün olur ve “İşte Mardin!” dedirtir insana.

 

Bu şehir sadece taş binalardan, medreselerden ya da kalelerden ibaret değildir. Mardin; kokusuyla, rüzgârıyla, diliyle ve insanıyla yaşayan bir tarihtir. Her gelenin yüreğine bir iz bırakır, her gidenin aklında bir özlem olur.

 

Mardin… Tarihin, kültürün ve insanlığın bir arada yaşamayı başardığı nadide şehir. Ne zaman yola çıksan, kalbini orada bırakacağın yerdir.

 

Yapımcı-Yönetmen Selman KARAKUŞ

Ali Bozkurt

Related Articles

Bir yanıt yazın