Kuşları Unuttuğumuz Zaman
_“Ne heyecan ne heves / Ne uyku düzeni ne de eski neşem…”_
Bu dizelerle karşılaştığınızda irkilmiyorsunuz. Çünkü yabancı değil. Birçoğumuzun son yıllardaki ruh hâlinin kısa bir özeti gibi. “Eski benden eser kalmadı” derken anlatılan şey bir çöküş değil belki; sessiz bir uzaklaşma. Hayat akıyor, biz ise çoğu zaman sadece izleyicisiyiz.
Bir yerde şu cümle çıkıyor karşımıza:
“Kimse ne ile mücadele ettiğimi bilmiyor: Kendimi yenemiyorum.”
Aslında çağımızın en dürüst itiraflarından biri bu. İnsan artık dünyayla kavga etmiyor; kendisiyle baş edemiyor. Dışarıdan bakıldığında her şey yolunda görünebilir ama içeride sürekli süren bir yenilgi hâli var.
İlhan Berk, bu uzaklaşmayı tek bir cümleyle yakalar:
_“Sonra herkes kendi dünyasına daldı / Geçti geçmez dediğimiz zaman. Kuşları unuttuk.”_
Zaman gerçekten geçiyor. Ama geçerken bizden bir şeyler eksiltiyor. Kuşları unutmak; gökyüzünü, yavaşlamayı, durup bakmayı unutmak demek belki de. Hayatın ayrıntıları, hızın altında eziliyor.
Bir başka dizede, insanın içindeki potansiyelin nasıl törpülendiğini görüyoruz:
_“Sen bir kuşsun fikrinden uçmak çalınmış.”_
Uçamamak değil mesele; uçma fikrinin bile elinden alınması. İnsanı yoran da bu zaten.
Cahit Zarifoğlu’nun şu sözü ise neredeyse hepimizin hikâyesi:
_“Dünyâda hangi dağları aşmış olursan ol, aklın takılıp düştüğün taşta kalıyor.”_
Bunca yol, bunca emek… Ama zihnimiz hâlâ tökezlediğimiz o küçük anda takılı kalıyor. Büyük başarılar, küçük yaraları iyileştirmeye yetmiyor.
Nazım Hikmet ise kalbe dönüp sesleniyor:
_“Ey sol yanıma düşen ince sızım, öyle tepkisiz kalma. Yaktığın yürektir, çıra değil…”_
Acıyı küçümsememek gerektiğini hatırlatıyor bize. Çünkü insanın yanan yeri hafif bir yer değil.
Ve zaman…
“Acımasızca geçip giden zamandan geriye kalan sadece yalnızlıklarımız…”
Belki de en ağır cümle bu. Kalabalıkların içindeki yalnızlık, paylaşılmayan yorgunluklar…
Ama bütün bu ağırlığın içinde sevgi hâlâ var. Sadece şekil değiştirmiş hâlde.
Bazen insan “seni seviyorum” diyemiyor. Onun yerine “dikkat et kendine” diyor. “Üşütme.” “Hız yapma.” “Varınca ara.”
Sevgi, yüksek sesli değil; kaybetme korkusuyla fısıldanan cümlelerde saklanıyor.
Belki de doğru yer tam olarak burasıdır:
Seni üzmekten korkan birinin yüreği.
Ne kusursuz, ne gürültülü…
Ama gerçek.
Sadık VAROLGÜNEŞ
Akademisyen-yazar

