İftar Sofrası ve Gazetecinin Aynası
Ramazan ayı geldiğinde siyaset dünyasının en görünür ritüellerinden biri iftar davetleridir. Protokol sofraları kurulur, fotoğraflar verilir, mesajlar paylaşılır. Bu yıl da aynı tabloyu gördük. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde verilen iftar davetleri gündem oldu. Ancak tartışma sadece davetin kendisi değildi; asıl mesele o davetler etrafında oluşan çelişkili tabloydu.
Bazı muhabirleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’nın verdiği iftar yemeklerini eleştirdi. Kamu kaynaklarının kullanımı, protokol geleneği, gösteriş tartışmaları… Sosyal medyada ve kulislerde pek çok eleştiri dile getirildi.
Fakat aynı günlerde Meclis kulislerinde farklı bir manzara da konuşuldu. O iftar davetlerine katılmak için adeta yarışan gazeteciler… Daveti eleştiren ama davet listesinde olmayı da isteyen bir medya pratiği.
İşte tam da burada gazetecilik mesleğinin aynası karşımıza çıkıyor.
Gazetecilik, doğası gereği eleştirel bir meslektir. Gücü denetlemek, kamu adına soru sormak ve gerektiğinde iktidarı rahatsız etmek bu işin parçasıdır. Ancak eleştirinin inandırıcılığı, biraz da gazetecinin kendi tutarlılığıyla ölçülür.
Bir daveti eleştirmek başka, o davetin parçası olmak başka bir meseledir. Elbette gazeteciler haber takip eder, protokol programlarına katılır, gözlem yapar. Bu mesleğin doğasında vardır. Ancak kamuoyu açısından mesele çoğu zaman bu kadar teknik değildir. Dışarıdan bakıldığında ortaya çıkan görüntü basittir: Eleştirilen sofraya oturmak.
Bugün gazeteciliğin en büyük sorunlarından biri güven meselesidir. Okur ya da izleyici, haberin arkasındaki niyeti ve samimiyeti sorguluyor. Böyle bir dönemde gazetecinin attığı her adım, söylediği her söz iki kez tartılıyor.
Belki de bu yüzden mesele bir iftar yemeğinden ibaret değil. Asıl mesele gazetecinin kendi mesleki mesafesini nasıl koruduğudur.
Çünkü bazen bir iftar sofrası, sadece yemek değil; aynı zamanda gazeteciliğin sınavıdır. Ve o sınavda verilen notu çoğu zaman gazeteciler değil, kamuoyu belirler.
Ali BOZKURT

