ELBİSENİN ÖTESİNDE

İnsanlık tarihi çoğu zaman bir kumaşın gölgesinde yazıldı. Bir şapkanın, bir cübbenin, bir üniformanın, bir yerel kıyafetin ardında yalnızca estetik tercih değil; iktidar, tahakküm, kimlik ve direniş saklandı… Sözüm ona medeniyet projesinin sembolü oldu, bazen de bir halkı aşağılamanın, katletmenin, sömürmenin, darağacına götürmenin görünür gizli yolu…

 

Şapka Devrimi yalnızca başa geçirilen bir aksesuar değişikliği değildi. Devletin modernleşme iddiasının, toplumu yukarıdan aşağıya biçimlendirme iradesinin sembolüydü. Bu süreçte direnenler oldu, korkanlar oldu, asılanlar oldu. İskilipli Atıf Hoca gibi nesli tükenen alimler, bir fikirle özdeşleştirilip tabiri caizse BILDIRK bir yazıdan dolayı suçlu sayıldı ve suçu hayatıyla ödetildi…

Ama bu yalnızca Anadolu’ya özgü bir hikâye değildi…

 

Afrika’da yerel halkların kültürleri “medeniyet” adı altında ezilirken; Avrupalı sömürgeciler kendi takım elbiseleri ve kravatları içinde sistematik işkenceler yürüttü. Kıyafetleri tabii ki göz alıcıydı… Yöntemleri de can alıcı!!! Kongo’da kesilen eller, ütülü gömleklerin gölgesinde kayboldu…

 

Amerika kıtasında ölmekten kurtulan, bir nevi şanslı yerli halkların saçları zorla kesildi, geleneksel kıyafetleri yasaklandı, çocukları yatılı okullara kapatıldı. Görüldü ki o çocuklar “uygarlık” diye pazarlanan ülkelerin kardinalleri başta olmak üzere din adamları da içinde olan “seçkin elitlere” sapkın ayinleri için rezerve edilmişti… Bir insanın kıyafeti elinden alındığında sadece elbisesi değil, hafızası da alınır… Rahmetli Oktay Sinanoğlu’nun deyimiyle kültürel soykırım yapılır…

Maalesef dünyada olduğu gibi bizde de küresel şeytanların işbirlikçilerinin sevk ve idare ettiği yapılar ve kişiler tarafından da imaj, ahlakın yerine geçti. Kumaşın düzgünlüğü, vicdanın düzgünlüğüyle karıştırıldı. Oysa insanı insan yapan ne şapkasıdır ne üniforması ne de yerel kıyafetidir. ZULÜM, ÇOĞU ZAMAN ESTETİK BİR AMBALAJLA SUNULUR. Tarih bize defalarca gösterdi: Ütülü ceketler, kan lekesini görünmez kılmaz.

 

Hiç dikkat ettiniz mi…??? 1909’dan belli çevreler tarafından idare edilen medya, tiyatro, sinema, eğitim ve hatta sosyal yapılar ile dernek, birlik ve kuruluşları sevk ve idare eden derin oligark yapılar bu tür zamanlarda nasıl hareket ediyorlar… Reklamlarda bile kontrol ettikleri oyuncular; onlar ile çekilen filmler, özel olarak dönemine göre yazdırılan sözler kullanılarak söylenen şarkılar ve şarkıcılar, oyuncular, “şaklabanlar” vb.’lerinden tek bir ses çıkmıyor. Örneğin depremde; sanki depremi yapan devletmiş gibi her türlü argümanı kötü planları için ortaya koyanlardan tek bir ses, harf, eleştiri, kelime veya cümle duyabildik mi?

 

Kendi tarihsel kırılmalarında hırçınca taraf olan, örneğin Şapka Devrimi bağlamında yaşananları ya da İskilipli Atıf Hoca’yı savunanlara sert biçimde yüklenen ya da günümüzde bir belediye başkanı olan Zeynep Başkan’a karşı ölçüsüz bir dil kullanan bazı çevreler, nedense küresel ölçekteki katliamlar ve ağır insan hakları ihlalleri söz konusu olduğunda aynı yüksek ses tonunu kullanmıyor…

 

Belçika’nın Kongo’daki sicili söz konusu olduğunda suskunlaşan, Avrupa sömürgeciliğinin mirası tartışıldığında mesafeli duran; Filistin ya da Doğu Türkistan gibi meselelerde tek bir cümle kurmakta zorlanan bir refleks ortaya çıkabiliyor…

 

Sadece çeyrek yüzyıla yakın bir zamanda ülkeyi maraton koşturup tüm dünyada liderliğe taşıyabildiğimize göre, acaba başından beri defalarca kez durdurulmasaydık dünyanın çeşitli yerlerinde yukarıda saydığımız zulümleri bırakın bize yapmayı, bize rağmen diğer dünya milletlerine yapabilirler miydi…???

 

İsmail Hakkı ÜNLÜ

Ali Bozkurt

Related Articles