Cinayet ve İstismarın Bedeli Yaşam Hakkı Olamaz
BuCinayet ve İstismarın Bedeli Yaşam Hakkı Olamaz
Adalet geciktikçe suç büyüyor, halkın vicdanı kanıyor. İdam cezası geri gelmezse kaos bitmeyecek.
Türkiye bugün artan suç oranlarının kıskacında. Kadın cinayetleri, çocuk cinayetleri, çocuk istismarı, görev başındaki polis ve savcıların hedef alınması, sokak ortasında işlenen vahşi saldırılar, siyasilere yönelen saldırılar artık sıradan haberler gibi karşımıza çıkıyor. Bu tablo, halkın güvenini ve adalete olan inancını sarsıyor. Artık toplumun beklediği tek şey var: En ağır suçların cezası en ağır şekilde verilmelidir. İdam cezası bir tercih değil, bir zorunluluktur.
Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren Türk Ceza Kanunu’nda yer alan idam cezası, 1984 yılına kadar uygulandı. 2002’de savaş halleri dışında kaldırıldı, 2004’te ise tamamen tarihe karıştı. Ancak suç bitmedi. Darbe dönemlerindeki siyasi idamları bir kenara bırakalım; normal zamanlarda da ağır suçlar idamla cezalandırılıyordu. 1984’ten sonra fiilen uygulanmayan idam, toplumun vicdanında derin bir boşluk bıraktı. Bugün geldiğimiz noktada kadınların, çocukların ve devletin temsilcilerinin öldürüldüğü, çocukların istismara uğradığı bir ülkede idam cezasının yeniden gündeme gelmesi zorunluluktur.
Kadın cinayetleri bunun en çarpıcı göstergesidir. 2021’de 280 kadın öldürüldü, 217 kadın şüpheli şekilde hayatını kaybetti. 2022’de sayı 334’e yükseldi, 245 şüpheli ölüm daha kayda geçti. 2023’te 315 kadın cinayeti işlendi, 248 kadın şüpheli şekilde öldü. 2024’te ise veri tutulmaya başlandığından bu yana en yüksek yıllardan biri görüldü: 394 kadın cinayeti ve 258 şüpheli kadın ölümü. Bu tablo bize şunu gösteriyor: Mevcut cezalar kadınları korumuyor, caydırıcılığı sağlamıyor, adaletin gücü toplumda hissedilmiyor.
Çocuk cinayetleri de artıyor. Minicik yaşta çocukların hedef alınarak öldürülmesi toplum vicdanını en derinden yaralayan olaylardan biridir. Bununla kalmıyor, çocukların da cinayet işlediğine tanık oluyoruz. Akran zorbalığı artık yalnızca sözlü şiddet değil, bıçaklı, silahlı saldırılarla ölümcül hale geliyor. Bu durum hem aile yapısındaki çöküşü hem de adaletin caydırıcı gücünü kaybettiğini gösteriyor. İlk işlenen çocuk cinayetinde hızlı ve kesin adalet sağlansaydı, belki bugün bu kadar çocuk hayatını kaybetmeyecekti. Davalar sürüncemede kaldıkça, cezalar hafifletildikçe yeni cinayetlerin önü açıldı.
Çocuk istismarı ise başka bir toplumsal felakettir. Henüz savunmasız yaşta çocuklara yapılan bu alçakça saldırılar, toplumun en temel değerlerini yok etmektedir. Çocuğun bedenine ve ruhuna zarar verenlerin, ömür boyu hapiste yaşaması asla yeterli değildir. Bu suçların cezası yalnızca idam olmalıdır. Çünkü istismarın açtığı yaralar ömür boyu kapanmaz, mağdurun hayatını karartır. Böyle bir suçu işleyen failin yaşam hakkı kalmamıştır.
Cinayet dosyaları ve istismar davaları diğer dosyaların arasında yıllarca bekletilemez. Fail ve suç ortadaysa, deliller açıksa, karar hızla verilmeli ve uygulanmalıdır. Cinayet gibi telafisi olmayan suçlarda birkaç gün içinde yargı süreci tamamlanmalı, hüküm kesinleştiği anda infaz edilmelidir. Ancak bu şekilde caydırıcılık sağlanır. Adalet geciktiğinde, adalet olmaktan çıkar.
Bugün kadın ve çocuk cinayetlerinde faillerin kravat takarak iyi hal indirimi alması, haksız tahrik bahanesiyle cezalarının düşürülmesi toplumun vicdanını kanatıyor. Bir insanı öldürenin veya bir çocuğu istismar edenin tavırları ya da bahaneleri, işlediği suçun ağırlığını hafifletemez. Bu indirimler tamamen kaldırılmalı, cinayetlerin ve istismarın karşılığı doğrudan idam olmalıdır. Af yasaları da aynı şekilde suç oranlarını artırıyor. Cezaevinden çıkan ağır suçlular yeniden cinayet işleyebiliyor. Bu yüzden cinayet ve istismar suçlarında af kapısı sonsuza dek kapanmalı, tek yol en ağır cezanın uygulanması olmalıdır.
Adaletin gecikmesi yalnızca suçlunun işine yaramıyor, aynı zamanda rüşvet ve iltimas düzenini de besliyor. Avukatların dosyaları yıllarca uzatarak para kazanması, bazı medyatik avukatların rüşvet skandallarıyla gündeme gelmesi, sistemin nasıl çürüdüğünü gözler önüne seriyor. Geciken adalet hem suçlunun hem de yozlaşmış düzenin işine yarıyor.
Görev başındaki polislerin şehit edilmesi, bir savcının katledilmesi, siyasilere yönelik saldırılar sıradan suçlar değildir; bunlar devletin otoritesine ve adaletin kalbine yapılmış saldırılardır. Böyle suçların bedeli yalnızca hapis olamaz. Devletin gücü, suçluyu yıllarca cezaevinde yaşatmakla değil, suçun cezasını en kesin biçimde uygulamakla ölçülür.
İdam cezası geri geldiğinde yalnızca kadın cinayetleri ve çocuk cinayetleri değil, çocuk istismarı ve toplumda kaosa yol açan bütün ağır suçlar caydırıcılıkla karşılanacaktır. Bu sayede halkın devlete ve adalete olan güveni yeniden tesis edilecek, halkın içindeki kaos ortamı son bulacaktır. Çünkü cinayet ve istismarın bedeli yaşam hakkı olamaz.

