Çaresizlik: Ruhun Yavaşlayan Metabolizması

Çaresizlik bazen bir duygu değil, bedenin içine çöken ağır bir kıştır. Önce nefes daralır. Sonra düşünceler yavaşlar. Sanki ruhun metabolizması düşer; umut hücreleri yeterince oksijen alamaz. İnsan, kendi iç organlarının sessizliğini duymaya başlar.

Çaresizlik bağırmaz. O, nabzı düşürür.

İnsan hayatı boyunca mücadele eder; çocukken ayağa kalkmayı, gençken var olmayı, yetişkinken tutunmayı öğrenir. Fakat bazı anlar vardır ki çaba, sonucu doğurmaz. Kapılar açılmaz. Ses yankılanmaz. İşte o an, görünmez bir ağırlık çöker omuzlara. Sanki kan dolaşımı yavaşlar; gelecek, damarlarda ilerleyemez.

Psikolojinin dili bu durumu “öğrenilmiş çaresizlik” olarak adlandırır. Martin Seligman, tekrar eden başarısızlık deneyimlerinin bireyin deneme iradesini zayıflattığını söyler. Ama laboratuvarın ötesinde, bu durum gündelik hayatın tam ortasında yaşanır: Defalarca çalınan kapıların açılmaması, defalarca kurulan hayallerin yıkılması… Bir süre sonra insan, kapıyı çalmayı bırakır. Çünkü beden, umudun da enerji tükettiğini öğrenmiştir.

Oysa insan yalnızca biyolojik bir varlık değildir. İçinde anlam arayan bir bilinç taşır. Søren Kierkegaard, insanın umutsuzluğunu, kendisi olamama hâliyle açıklar. Kişi olmak istediği ile olduğu arasındaki mesafede üşür. Bu üşüme, ruhun iç ısısını düşürür. Çaresizlik, işte bu ısı kaybıdır.

Bazen de dünya ile aramızdaki mesafe büyür. Hayat cevap vermez. Emek karşılık bulmaz. Adalet gecikir. Albert Camus’nün “absürd” dediği o boşluk hissi belirir: İnsan sorar, evren susar. Bu sessizlik, kalbin atışını yankısız bırakır.

Ama her metabolizma tamamen durmaz. En düşük nabızda bile bir ritim vardır.

Çaresizlik, paradoksal biçimde, insanın sınırlarını gösterirken direncini de açığa çıkarır. Çünkü en ağır gecede bile beden yaşamaya devam eder. Hücreler, görünmez bir sabırla kendini onarır. Belki umut da böyledir: Büyük patlamalarla değil, mikroskobik iyileşmelerle geri döner.

Bir sabah insan fark eder; nefes biraz daha geniştir. Omuzlar biraz daha hafiftir. Çok küçük bir ihtimal, kan dolaşımına karışmıştır. Çaresizlik, tamamen yok olmaz belki. Ama dönüşür. Katı bir kış olmaktan çıkar, geçici bir mevsime dönüşür.

Ve insan şunu anlar: Çaresizlik, hayatın durduğu yer değil; yavaşladığı yerdir. Yavaşlamak ise bazen yeniden başlamak için gereklidir.

Ali Bozkurt

Related Articles