Bölüm 2: Kırık Hayatlar

Serra, amcası ve yengesinin evine ilk geldiğinde henüz 12 yaşındaydı. Gözlerinde, kaybolan ailesinin boşluğuyla birlikte bir korku vardı.

Serra, amcası ve yengesinin evine ilk geldiğinde henüz 12 yaşındaydı. Gözlerinde, kaybolan ailesinin boşluğuyla birlikte bir korku vardı. O günden sonra, yalnızca dış dünyadan değil, yakınlarından da acı çekecekti.

 

Amcası, ona yalnızca bir yük olarak bakıyordu. Yengesi ise her fırsatta onu küçümseyip horluyor, kendi çocuklarına gösterdiği sevgiye bir türlü Serra’yı dahil etmiyordu. Kendi odasında, tek başına yatakları üst üste koyarak bir nevi küçük bir yuva kurmaya çalıştı. Ama hiçbir şey, sevgi dolu bir evin sıcaklığını ve huzurunu sağlayamıyordu.

 

Günler geçtikçe, Serra’nın vücudu ve ruhu, bu kötü muameleye alışmaya çalıştı. Her akşam, amcasının sesi sinirli bir çığlıkla yankılandığında, gözlerini kapatıp her şeyin geçmesini beklerdi. Yengesi, yemeklerini onun için hazırlamıyor, koca bir tabağı başkasına sunarken, ona küçücük bir porsiyon bile vermekten kaçınırdı. O anlarda, gözleriyle ne kadar da sevgi aradığını, belki de kalbinde yaşadığı boşluğu fark ederdi.

 

Bir gün, amcası bir trafik kazasında ağır yaralandı. Felç kalmıştı ve yatağa mahkum olmuştu. Yengesi, ona bakmaktan yorgun düşmüş ve dayanamayacak hale gelmişti. Kendi acısını, Serra’ya yansıtarak ona bakmaktan vazgeçti.

 

Ve bir gün, o soğuk kış sabahı, Serra’yı alıp bir yurda bırakmaya karar verdi. O an, bir yitik hayattan diğerine sürüklenişti. Yengesi ona, yalnızca birkaç kelimeyle veda etti:

“Burada kal, seni buraya bırakıyorum. Hadi, git.”

O kelimeler, Serra’nın içindeki son güveni de yok etti. Ama bu kez bir fark vardı; gözlerinde bir boşluk değil, bir kararlılık vardı. O andan sonra, yeryüzündeki kimseye güvenmeyecek ve dünyadaki adaletin peşinden gidecekti. Çünkü o, kaybolan ailesinin katilini bulmaya kararlıydı.

 

Yurda adım attığında, serin hava ve soğuk duvarlar arasında yeni bir hayat başlıyordu. Fakat içindeki hırs, onu bir hedefe doğru sürüklüyordu. Yalnızlık, ona nefretten başka bir şey öğretmemişti. Fakat o nefreti, bir gün adalet için kullanacaktı. Bir gün, başkomiser olarak adaleti sağlamak için en karanlık sırları ortaya çıkaracaktı.

 

Ve o gün geldiğinde, kaybolan kolyesini bulacak, intikamının sadece bir başlangıç olmadığını, kendi içindeki güçle de yüzleşeceğini anlayacaktı. Çünkü o artık sadece bir çocuk değildi, kararlı bir kadındı. Ve katil, bir gün, bulacağı tek gerçek kişi olacaktı.

 

Besranur Cancan

Ali Bozkurt

Related Articles

Bir yanıt yazın