Geçmişin Gölgesi:
Serra, henüz 11 yaşındayken hayatı bir anda değişti. O sabah güneşliydi, tıpkı her zaman olduğu gibi. Annesi, ağabeyleri ve o, tatile gitmek için yola çıkmışlardı. Eski model arabalarının içinde birbirlerine gülerek, şarkılar söyleyerek yol alırlarken, hiçbir şeyin kötü gitmeyeceğini düşünmüşlerdi. Ama her şey bir anda kararmıştı.

Aniden, arabanın camları şiddetle patladı. Kurşunlar, kararmış gökyüzünden yağıyor gibiydi. Annesi ve ağabeyleri birer birer yere yığılırken, Serra kendini yere atıp, başını koruyarak bir süre hareketsiz kaldı. Mermi sesleri, bir daha asla unutamayacağı bir melodiye dönüşmüştü. Her şey aniden olmuştu.. O anın tek izleri, kanlı bir araba ve kaybolan kolyesiydi.
Serra, arabadan sağ salim kurtulmuştu. Kanlar içinde kalan annesi ve ağabeylerinin cesetleriyle yalnız başına kalmıştı. Havanın ağır kokusu, sanki her şeyin üzerine çökmüş gibiydi. O an, gözleri kararmıştı. Ne olduğunu anlamadan, bir yabancı figür belirdi. O adam, başta siluetiyle gözükse de adım attıkça daha da netleşti.
Serra, korkudan gözlerini elleriyle kapadı. Vücudu titriyor, kalbi her geçen saniye daha hızlı çarpıyordu. Ama sonra, göz ucuyla adamı izlemeye başladı. Siyah kunduraları, adımlarını yerle vurarak yaklaştı. Sonra, o soğuk ve sert el, boynundaki kolyeyi çekti. O an, dünyası durdu. Kolyesi, annesinden kalan tek hatıra, o karanlık adamın ellerindeydi.
Serra, titreyerek bir adım geri gitti, ama ne yapacağını bilmeden, çaresizlik içinde gözleriyle takip etti. Adam, yüzünü hiç göstermeden, kolyeyi ellerinde tutuyordu. Gözleri, yalnızca adamın siyah kunduralarına ve ayak izlerine odaklanmıştı.
Besranur Cancan

