Özünde İyi Olmak Yetmez: Kalbimde Bıraktığın İzsin Sen
Özünde İyi Olmak Yetmez: Kalbimde Bıraktığın İzsin Sen
“Özünde iyi biri olmanız beni ilgilendirmiyor. Ben, bana ne yaşattığınıza bakıyorum.”
Bu cümle, belki de bir kırılma anının içinden doğar. Uzun süre görmezden gelinen hayal kırıklıklarının, içe atılan kırgınlıkların ve biriken sessizliğin sonunda söylenir. Çünkü insan, bir noktadan sonra artık açıklamalara değil, hislerine inanır. Ve hisler, asla yalan söylemez.
Birinin “iyi” olduğunu bilmek, kalbini rahatlatmaz her zaman. Çünkü iyilik, anlatılan bir şey değil, hissettirilen bir şeydir. Eğer bir insanın varlığı sende huzur yerine huzursuzluk bırakıyorsa, sözleri ne kadar güzel olursa olsun, içinde taşıdığı iyilik sana ulaşmıyordur. Ve ulaşmayan bir iyiliğin, var olup olmamasının ne önemi vardır?
İnsan bazen kendini kandırmak ister. “Aslında kötü biri değil” der. “Sadece zor zamanlardan geçiyor” diye savunur karşısındakini. Ama geceleri yalnız kaldığında, içinde yankılanan o duygu değişmez: kırgınlık. Çünkü kalp, yapılanı hafızasına kaydeder. Unutmaya çalışsan bile, hissettiğin şey silinmez.
Birinin niyetinin iyi olması, sonuçları değiştirmez. Kırılmış bir güven, söylenmemiş bir özür, yarım bırakılmış bir sevgi… Bunların hiçbiri “ama aslında…” ile onarılmaz. İnsan, maruz kaldığı duygularla şekillenir. Ve birinin sana sürekli eksik, değersiz ya da yorgun hissettirmesi, onun özündeki iyilikten daha gerçektir.
Belki de en acısı şudur: Bir insanın kötü olmadığını bilip, yine de ondan zarar görmek. Çünkü bu durumda öfke bile tam hissedilmez. Yerini karmaşık bir duygu alır—anlamak ile incinmek arasında sıkışmış bir hâl. Onu suçlamak istemezsin ama kendini de korumak zorundasındır. İşte bu yüzden, bazen en zor kararlar, “iyi” insanlardan uzaklaşmaktır.
İnsan ilişkilerinde en büyük yanılgılardan biri, niyetlere fazla anlam yüklemektir. Oysa ilişkiler, yaşananların toplamıdır. Birinin seni ne kadar düşündüğü değil, sana ne kadar değer verdiğini hissettirdiği önemlidir. Sevgi, söylenen değil, hissettirilen bir şeydir. Ve hissettirilmeyen sevgi, zamanla varlığını yitirir.
Bu yüzden insan bir noktada şunu fark eder: Kimsenin iç dünyasını düzeltmek zorunda değilim. Kimsenin “aslında iyi biri” olduğunu kanıtlamak da benim sorumluluğum değil. Benim sorumluluğum, kendimi nasıl hissettiğime sadık kalmak. Çünkü insan, en çok kendi duygularını inkâr ettiğinde kaybolur.
Belki de bu cümle, bir vedanın en sade hâlidir. Yüksek sesle söylenmese bile, içten içe kabul edilmiş bir gerçektir: “Senin kim olduğunla değil, benim senin yanında kim olduğumla ilgileniyorum artık.” Çünkü bazı insanlar, ne kadar iyi olursa olsun, sana iyi gelmez.
Ve insan, en sonunda şunu öğrenir: İyilik, bir iddia değil; bir izdir. Birinin hayatında bıraktığın iz… Eğer o iz, huzur değilse; eğer o iz, sevgi değilse; o zaman geriye kalan hiçbir şeyin anlamı yoktur.
Remziye Bürlükkara Eker

