ARADIĞIN ALLAH İSE, ÖNCE VİCDANINI BUL
İnsan çoğu zaman arayışına yanlış yerden başlar.
Gözlerini göğe çevirir, uzaklarda bir işaret bekler. Hayatına dokunacak büyük ve sarsıcı bir mucize arar. Gökyüzünden inecek bir cevap, kaderini bir anda değiştirecek bir işaret…
Oysa hakikatin yolu çoğu zaman gökyüzünden değil, insanın kendi içinden geçer.
İnsan, kendisini değiştirmeden hayatının değişmesini ister. İç dünyasına dokunmadan dış dünyanın düzelmesini bekler. Fakat hakikatin sesi çoğu zaman gürültüyle gelmez. O, insanın içinde susturduğu o mahcup yerden yükselir. Sessizdir ama derindir. Görünmez ama yön vericidir.
İşte o yer vicdandır.
Vicdan, insanın içinde taşıdığı en dürüst aynadır. İnsan onu ne kadar örtmeye çalışırsa çalışsın, o aynanın içinde hakikat bir şekilde yansımaya devam eder. İnsan bazen o aynaya bakmaktan korkar. Çünkü o aynada sadece doğrular değil, insanın kaçtığı gerçekler de görünür.
Fakat hakikatle yüzleşmeden hakikate yaklaşmak mümkün değildir.
Asıl yolculuk insanın dış dünyasında değil, kendi iç dünyasında başlar. İnsan için en zor yüzleşme başkalarıyla değil, kendisiyle olan yüzleşmedir. Kendi karanlığını görmek, hatalarını kabul etmek, niyetlerini sorgulamak… Bunlar kolay değildir. Çünkü insan çoğu zaman kendisini haklı görmek ister.
Oysa gerçek olgunluk, insanın kendisine karşı dürüst olabilmesiyle başlar.
Çıkarın sustuğu yerde vicdan konuşur. Vicdanın sesi bazen zayıf gibi görünür ama aslında insanın içindeki en sağlam pusuladır. İnsan o pusulayı susturduğunda yönünü kaybetmeye başlar. Hangi yolu seçmesi gerektiğini değil, hangi yolu daha çok alkış alacağını düşünmeye başlar.
İşte dünyanın karmaşasının bir sebebi de budur.
Dünya aslında hakikati tamamen kaybetmiş değildir. İnsanlık çoğu zaman hakikatin ne olduğunu bilir. Fakat sorun hakikati bilmemek değil, teraziyi kaybetmiş olmaktır.
İnsan artık neyi neden yaptığını değil, ne kadar gösterdiğini önemsemeye başladığında iyilik anlamını yitirir. Gösterişin büyüdüğü yerde samimiyet küçülür. Alkışın değer kazandığı yerde niyet geri çekilir.
Oysa iyiliğin gerçek değeri, görünmesinde değil, niyetinde saklıdır.
Allah’a yaklaşmak da aslında insanın önce kendisine yaklaşmasıyla mümkündür. İnsan kendi kalbine yabancıysa, kendi vicdanını susturmuşsa, gökyüzüne bakarak aradığı cevapları bulamaz.
Çünkü kalp, insanın niyet evidir.
Kalp doğrulduğunda insanın içindeki denge yavaş yavaş kurulmaya başlar. Terazi doğru tartmaya başlar. İnsan yaptığı her şeyde daha sağlam bir istikamet bulur. Adımlar daha sakin, kararlar daha adil, sözler daha samimi olur.
Gerçek değişim gürültüyle değil, içten başlar.
İnsan dünyayı değiştirmek ister ama çoğu zaman kendisini değiştirmeye razı değildir. Oysa asıl cesaret, insanın kendi içindeki yanlışları görebilmesi ve onları değiştirmeye karar verebilmesidir.
Çünkü insanın en büyük yolculuğu uzak diyarlara yapılan bir yolculuk değildir.
En büyük yolculuk, insanın kendi kalbine yaptığı yolculuktur.
Orada, sessiz bir yerde vicdan bekler.
Ve insan o sesi dinlemeye cesaret ettiğinde, aslında aradığı hakikatin hiç de uzak olmadığını fark eder.
Güller çetinkaya

