Bir Davanın Adı: İman, Millet ve Medeniyet
Bir davaya adanmışlığımız var.
Bu dava; şahsi ikbalin değil, milletin istikbalinin davasıdır.
Bu dava; köksüzlüğe karşı kök, savrulmaya karşı istikamet, yozlaşmaya karşı ahlâk davasıdır.
Biz, tarih sahnesine tesadüfen çıkmış bir topluluk değiliz. Biz, bir medeniyetin taşıyıcılarıyız.
Türkiye, yalnızca bir devlet değil; Selçuklu’dan Osmanlı’ya, oradan Cumhuriyet’e uzanan büyük yürüyüşün bugünkü adıdır.
Davamız; Bağımsızlık ve Şahsiyet Mücadelesi, siyasi bağımsızlık kadar zihnî bağımsızlığı da savunur. Çünkü asıl esaret, fikrî esarettir.
Bizim davamız; başkasının modelini kopyalamak değil, kendi köklerimizden bir gelecek inşa etmektir.
Sevdamız millettir. Millet; sadece nüfus toplamı değil, ortak hafıza ve ortak kaderdir.
Bu sevda; hamaset değil, fedakârlık ister. Gerektiğinde konforu terk etmeyi, gerektiğinde bedel ödemeyi gerektirir.
Bizim mefkûremiz; gücü kutsayan değil, adaleti esas alan bir medeniyet tasavvurudur.
Bizim ideolojimiz; kökü mazide, gözü istikbalde olan bir diriliş hareketidir.
Ne Batı taklitçiliği ne de geçmiş romantizmi… Kendi değerleriyle ayağa kalkan bir millet idealidir.
Bu ülke bize ait değildir; biz bu ülkeye aidiz.
Toprağı vatan yapan; üzerinde yükselen adalet, inanç ve ahlâktır. Eğer bu değerler zedelenirse, coğrafya sadece toprak olur.
Onun için adanmışlığımız sloganik değil; bilinçlidir.
Eleştirmekten kaçmayan ama yıkmayan, değişim isteyen ama kimliğini kaybetmeyen bir bilinçtir.
Aile dağılırsa millet çözülür. İnanç zayıflarsa şahsiyet kaybolur.
Sönmeyen ocak; milletin kalbidir. O ocak yanmaya devam ettikçe ne kültür kaybolur ne de istikamet.
Bizim adanmışlığımız; imanlı bir gençlik, ahlâklı bir toplum, adil bir düzen, bağımsız bir ülke içindir.
Bir davaya, Bir sevdaya, Bir mefkûreye, Bir ülkeye ve sönmeyen bir ocağa adanmışlığımız var…
Hamd olsun.

