Sana Dert Olur

İyilik, çoğu zaman sorgulanmadan yüceltilir. Oysa felsefe, insanı tam da burada durdurur ve sorar: İyilik nedir, kime ve ne pahasına? Başkasının acısını üstlenmek erdem sayılır; fakat bu erdem, bilgelikle desteklenmediğinde insanın kendi varlığını aşındıran bir alışkanlığa dönüşebilir.

“Derdine derman oldukların sana dert olur” sözü, etik bir ikazdır. Aristoteles’in altın orta anlayışını hatırlatır bize: Erdem, aşırılığın değil, ölçünün içindedir. Sürekli veren, sürekli katlanan, sürekli anlayan kişi; bir noktadan sonra erdemli değil, tükenen olur. Çünkü ölçüsüz merhamet, merhamet olmaktan çıkar; insanın kendine karşı işlediği bir haksızlığa dönüşür.

Stoacılara göre insan, kontrol edemediği şeylerin yükünü sırtlamamalıdır. Başkasının acısını tamamen üstlenmek, onu çözme sorumluluğunu da kendinde görmek, insanı kaçınılmaz bir iç çatışmaya sürükler. Yardım edilen kişi iyileşmediğinde, derman olan kişi suçluluk duyar. Oysa bu, varoluşsal bir yanılgıdır: Hiç kimse başkasının kaderini taşıyacak kadar kudretli değildir.

Bu söz aynı zamanda benlik sınırları üzerine bir düşünmedir. İnsan, kendini feda ederek değil, kendini tanıyarak ahlaklı olur. Kant’ın deyimiyle, insan hem kendisini hem başkasını “amaç” olarak görmek zorundadır; yalnızca başkası uğruna kendini araç kılmak, ahlaki bir çelişkidir.

Sonuçta derman olmak, bir yük devralmak değil; bir eşliktir. İyilik, insanın kendini yok ederek değil, kendini koruyarak başkasına uzanmasıdır. Aksi hâlde yardım edilen her dert, zamanla insanın kendi varoluşuna yönelmiş sessiz bir tehdit hâline gelir.

Faruk Kavaklı

Ali Bozkurt

Related Articles