Yaşam Hakkı Kimin Elinde?

Bazen insanlık, gücün sınandığı yer olur. Birinin diğerinden daha güçlü olması, ona yaşama ya da yaşamama hakkı üzerinde söz hakkı verir mi? Sadece daha kuvvetli, daha zengin ya da daha etkili olduğumuz için; bizden daha zayıf olan birinin hayatı hakkında hüküm vermeye cüret etmek… Bu, sadece bir ahlaki yozlaşma değil, insanlığın en karanlık yanıdır.

Bugün dünyada hâlâ, yalnızca güçsüz olduğu için hor görülen, ezilen, sesi kısılmak istenen insanlar var. Engelliler, yaşlılar, fakirler, çocuklar… Kimi zaman bir karar masasında, kimi zaman bir savaş meydanında, kimi zaman da sokak ortasında… Birilerinin “yaşayıp yaşamama” hakkına dair verdiği kararlarla sarsılıyor hayatlar.

Ama unutmamalıyız ki; yaşam hakkı, Allah vergisidir. Hiç kimsenin – ama hiç kimsenin – bir başkasının bu en temel hakkı üzerinde hüküm vermeye, sınır çizmeye ya da gasp etmeye hakkı yoktur. Güçlü olmak, adaleti elinde tutmak demek değildir. Gerçek güç, güçsüze zarar vermemeyi seçmektir.

Gücün Kibrine Karşı Vicdan

Bugün sokakta başını önüne eğerek yürüyen bir çocuğun, konuşmaya çekinen bir yaşlının ya da derdini anlatamayan bir engellinin varlığı, bize bir şeyi hatırlatmalı: İnsanlar yalnızca sahip olduklarıyla değil, hissettirdiklerimizle yaşar. Birini yok saymak, ona yaşama hakkını çok görmenin başka bir biçimidir.

Zayıf olanı görmezden gelmek, onu aşağılamak ya da dışlamak; aslında kendi insanlığımızı sorgulamadığımızın bir işaretidir. Çünkü merhamet, yalnızca bir duygu değil, bir duruş; adalet, sadece mahkeme salonlarında değil, hayatın her yerinde uygulanması gereken bir değerdir.

Güç bazen yumrukta, bazen parada, bazen de makamda şekil bulur. Ama gerçekten büyük olan, elindeki gücü kullanmayan, zayıfa uzanan, susturulana ses olan insandır. Bugün vicdanımız sustukça, sokaklar biraz daha sessiz, evler biraz daha umutsuz, insanlık biraz daha eksik kalıyor.

Zayıf olanın yaşama hakkını sorgulayanlar sadece eyleme geçenler değildir. Sessiz kalan, görmezden gelen, ‘beni ilgilendirmez’ diyen herkes, bu sistemin bir parçasıdır. Bir çocuğun aç yattığını bilip hâlâ israf etmek, bir annenin çığlığını duyup hâlâ kulak tıkamak, bir yaşlının yalnızlığını bilip hâlâ kapısını çalmamak…

Belki de en çok bu sessizlik yorar insanı. En çok bu “kayıtsızlık” öldürür insanlığı.

Ali Bozkurt

Related Articles