Kognitif Hegemonya: Popüler Psikolojinin Zihinlerimize Kurduğu Sessiz İktidar

Bazen bir kavram öyle güçlü bir hızla hayatımıza girer ki, kısa sürede her tartışmanın, her ilişkinin, her ayrılığın merkezine yerleşir. “Narsist”, “toksik”, “manipülatif”, “gaslighting” gibi kavramların bugün sokak diline kadar girmiş olması bunun en net örneği. Oysa çoğu insan bu kavramların akademik kökeninden, tarihsel bağlamından, hatta klinik karşılığından bile habersiz.

İşte tam bu noktada karşımıza kognitif hegemonya çıkıyor: İnsanların düşünme biçimini, ilişkilere bakışını, doğru–yanlış algısını sessizce belirleyen görünmez bir iktidar.

Bugün popüler psikoloji, sosyal medya fenomenleri, ilişki koçları ve kısa videoluk “danışmanlıklar”, toplumun zihinsel haritasını yeniden çiziyor. Öyle ki, bir partnerin mesajlara geç cevap vermesi bile artık bir “kişilik bozukluğu” kategorisine yerleştirilebiliyor. Bir insanın yorgunluğu, içe kapanıklığı, yoğunluğu ya da özgürlük isteği bile patolojik bir etikete dönüştürülebiliyor. Üstelik bu etiketler, sadece davranışı değil, karşı tarafın kendisini de değersiz hissetmesine yol açıyor.

Bu süreçte insanlar farkında olmadan, kendi deneyimlerini değil; başkalarının kurduğu şablonları yaşamaya başlıyor. Bir ilişkide sabır, empati, zaman ve olgunluk gibi kavramlar geri çekilirken; yerini algoritmaların beslendiği hızlı duygular, sert tanımlar ve kestirmeci psikolojik etiketler alıyor.

Oysa hayat, bir dakikalık Reels videolarının basitliğine sığmayacak kadar karmaşık. Bir insanın davranışının ardında; çocukluk travması, aile baskısı, geçim kaygısı, kültürel kodlar, kişilik yapısı, çalışma temposu gibi yüzlerce farklı etken olabilir. Ama popüler kültürün dayattığı kognitif hegemonya sayesinde bu karmaşıklığın yerini tek bir etiket alıyor: “Narsistmiş.”

İşte bu, modern çağın en güçlü zihinsel yönlendirmesi. İnsanlara düşünmeyi değil, düşünülmüş kalıpları tüketmeyi sunuyor. Ve bizler günün sonunda kendi ilişkilerimizi değerlendirirken bile bir başkasının dilini kullanıyoruz: “Toksik miydi?”, “Manipüle mi oldum?”, “Narsistik yaralanma mı yaşadı?”

Belki de bu soruları sormak yerine, kendi sesimize dönme zamanı gelmiştir.

Çünkü kognitif hegemonya, en çok sessiz kaldığımızda güçleniyor; en çok sorguladığımızda ise çözülüyor.

İnsanı tanımanın yolu etiketlemekten değil, anlamaktan geçer.

Ve zihin özgürlüğü, düşünmeyi yeniden öğrenmekle başlar.

Handan Demir — Uzman Araştırmacı Gazeteci, Yazar

 

Ali Bozkurt

Related Articles

Bir yanıt yazın