Handan Demir – Uzman Araştırmacı Gazeteci, EHA Haber Ajansı Ankara Temsilcisi
PKK’nın Türkiye sınırları içindeki tüm güçlerini geri çektiğini açıklaması, bu ülkenin tarihinde sessiz ama derin bir dönüm noktasıdır. Ne bir müzakere masası kuruldu, ne de şehir meydanlarında “barış süreci” sloganları atıldı. Bu defa sadece bir cümle geldi, ardından sessizlik. Oysa bazen sessizlik, en yüksek sesli haber olur.
Devletin uzun yıllara yayılan stratejik sabrı, diplomatik adımları ve kararlılığı, sonunda somut bir sonuç doğurmuş görünüyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ısrarla vurguladığı “terörsüz Türkiye” hedefi artık sahada karşılık buluyor. Ancak asıl soru şu: Bu karar, gerçekten bir son mu, yoksa yeni bir başlangıcın ilk satırı mı?
Silahların susması bir ülkenin zaferi değil, bir toplumun sınavıdır. Çünkü silahlar çekilir, ama zihinlerdeki ideolojik kalıntılar kolay silinmez. Gerçek barış, yalnızca dağlardan değil, kalplerden çekilmeyi gerektirir. Bu yüzden bu sürecin yönetimi, siyasi zeka kadar toplumsal olgunluk da ister.
Muhalefet cephesi bu açıklamayı farklı okumakta. Kimileri “geçici bir taktik hamle” olarak değerlendirirken, kimileri bunu güvenlik başarısı olarak yorumluyor. Oysa mesele siyaset üstü bir noktada duruyor. Bu topraklarda artık kimsenin evine tabut girmesin, kimsenin annesi evladına ağıt yakmasın isteniyor. Bu kadar yalın, bu kadar insani.
Toplum bu haberi büyük bir temkinle ama içten bir umutla karşıladı. Yıllardır süren terör, bir kuşağın hafızasında acı, korku ve yorgunluk olarak yer etti. Şimdi bu ülkenin insanları, “barış” kelimesini yeniden öğrenmek istiyor — slogan değil, yaşam biçimi olarak.
PKK’nın çekilme kararı tarihe bir son olarak değil, yeni bir başlangıç olarak geçmeli. Devletin ve toplumun bu fırsatı nasıl yöneteceği, önümüzdeki on yılın kaderini belirleyecek. Gerçek zafer, kimsenin kaybetmediği gün kazanılacak.

